Bu koca şehirde yaşayın ya da yaşamayın ama İstanbul’u solumak istiyorsanız mutlaka bir gün Balat’ın sokaklarında kaybolun...

Fener ve Ayvansaray arasında yer alan bu renkli semt, karşısındaki Hasköy gibi geniş Yahudi nüfusunu barındırmış yıllarca; bu nedenle de cami ve kiliselerle birlikte sinagoglar da ulaşmış günümüze.

Balat’taki ilk durağınız Ahrida Sinagogu olabilir. Zira sinagogu sadece sabah 10’da gezebiliyorsunuz, o yüzden başlangıç noktası olarak almanız en akıllıcası... Bu 15’inci yüzyıl yapısı, İstanbul’daki en eski sinagog unvanını elinde tutuyor. Adını cemaatinin geldiği Makedonya’daki Ohri’den alan sinagog 1694’teki yangın sonrası yeniden yapılmış ama o zamanlarda dini azınlıkların kubbe yapmaları yasaklandığından dışarıdan görülmeyen bir iç kubbe ile inşa edilmiş. Kimilerine göre Nuh’un Gemisi’ni hatırlatmak amaçlansa da Teva’nın (dua kürsüsü) şekli Yahudileri İspanya’dan Balat’a getiren geminin pruvasına benziyor. 500 kişilik ibadet kapasitesi ile hâlâ İstanbul’un en geniş sinagoglarından Ahrida, 93 Harbi sırasında Ruslara karşı savaşan Türk askerleri için duaların edildiği bir tören düzenlemesiyle de ünlü.

Balat’ın Bir Değer: Leon Amca Artık Yok...

Yahudilerin Türkiye’ye gelişlerinin 500’üncü yıldönümü olan 1992’de restore edilen ve halen kullanımda olan sinagog, diğer semtlerden gelen Yahudilerin ibadet paydasında buluştuğu bir yer. Zaten günümüzde Balat’ta yaşayan neredeyse hiç Yahudi kalmadı. Arada bir sohbet ettiğimiz tuhafiyeci Leon Amca da güzel günleri geride bırakarak öte dünyaya göçtü. Bu sinagogun ilginç bir tarihi özelliği de var; Sabetaycılığı başlatan İzmirli Sabetay Sevi, 1666’da burada mesih olduğunu açıklayıp birçok kişiye ulaşmış...

Günübirlik turlarla İstanbul'u keşfedin

İstanbul’daki sinagogları ziyaret etmek isteyenlerin güvenlik nedeniyle önce hahambaşılığın (Büyük Hendek Sokak, Galata) 0212 244 19 80 numaralı telefonuna kimliklerini fakslaması ve randevu alması gerekiyor. Ahrida Sinagogu’na ise izinli olsanız da saat 10’u geçirirseniz giremiyorsunuz; yapıyı gezdiren Korin Hanım’ın vetosuyla karşılaşıyorsunuz.

Mucizelerin Gerçekleştiğine İnanılan Kilise

Sinagogdan sağa Düriye Sokak’a saparsanız Surp Hreşdagabed Kilisesi’ne ulaşırsınız. Tarihi 16’ncı yüzyıla uzanan bu Ermeni kilisesi, 18’inci yüzyılda Ayios Andonios Ayazması’nın üstünde inşa edilmiş. Mikail ve Cebrail’e adanan kilisenin demir kapısı, Topkapı Sarayı çevresindeki kazı çalışmasında bulunmuş ve bir Ermeni tarafından satın alınarak kiliseye taktırılmış. Kapının üzerinde Aya Yorgi’nin bir ejderhayı öldürüşü ve İsa’nın Göğe Yükselişi’nin anlatıldığı kabartmalar bulunuyor. Bitişikteki 19’uncu yüzyıl okul binasıysa bir ara depo olarak kullanıldı. Kilisede en önemli ayin 12 Eylül’de yapılıyor ve mucizeler gerçekleştiğine inanılan bu mekâna o gün Müslümanlar da geliyor.

Koca Sinan’dan Kalan Cami: Ferruh Kethüda Camii

Mimar Sinan’ın sadece büyük binalar inşa ettiğini düşünenlerdenseniz, Balat’ta göreceğiniz 1562’de yapılmış Ferruh Kethüda Camii sizin için sürpriz olacak. Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Semiz Ali Paşa’nın kethüdası (kâhyası) Ferruh Kethüda için yapılan bu küçük cami, külliyeden bugüne ulaşabilen tek yapı. Geçmişte Tekfur Sarayı’ndan getirilen çinilerle dekore edilmiş mihrabı maalesef çok değişmiş; sonradan eklenen modern verandayla dış görünümü bozulmuş. Bahçesinde havuzu, arka duvarında da güneş saati olan caminin avlusu, zamanında Yahudiler için Balat Mahkemesi’nin kurulduğu yermiş.

Dokuzuncu Yüzyıldan Günümüze

Hazreti Cabir Camii ise Çember Sokak’ta yer alan küçük ve sevimli bir tuğla yapı. Çok dikkat çekmiyor ama tarihi 9’uncu yüzyıla kadar uzanıyor. Bir kubbe ve üç yarım kubbeli bir kilise olarak yapılmış. Sonraki yıllarda Atik Mustafa Paşa Camii’ne dönüştürülen bu yapı, duvarındaki güneş saatiyle de biliniyor. Bugünkü adını ise burada yaşamış bir evliya olan Hazreti Cabir’den (604-697) almış. Buraya kadar gelmişken Blachernae Ayazması’nı da görmek isterseniz yolun yukarısına doğru devam edip sağa dönün.

Çıfıt Çarşısı ve Agora Meyhanesi

Ana caddeye doğru yürürseniz farklı zaman dilimlerinden kalan binalara yerleşmiş ve iki sokağa yayılmış küçük dükkânlarla dolu eski bir çarşıya ulaşırsınız. “Çıfıt çarşısı gibi” deyimini bilmeyen yoktur; işte o tanım buradaki gibi Yahudi çarşıları için kullanılıyor. Aynı zamanda adına o meşhur şarkının bestelendiği Agora Meyhanesi de burada. Çarşıda Ayşegül Hanım’ın dükkânına girip, camaltı işlere bakın. Yan komşusu Kozalak’a da uğramanızı tavsiye ederim. Eski eserleri kullanarak yaptıkları çok güzel ev aksesuvarları satıyorlar. Afilli Cafe’nin karşısında, Leblebiciler Sokak, 35 numarada atölyesi bulunan Yahya Bağcı foto gerçekçi akımın önemli isimlerinden biri ve yaptığı tablolar gerçekten ilginç.

Balat’ta Kahve İçmek

Hiçbir şey yapmasanız da Balat’a mutlaka kahve içmeye gitmelisiniz. Benim öncelikli önerilerim; Kürkçü Çeşmesi Sokağı’nda sol köşede yer alan Aşk-ı Rüba ve devamında bulunan 3. dalga kahveci Coffee Department. Hanife Pekkip ile Metin Benbasat’ın kafesi sanki Nişantaşı’ndan havalanıp buraya konmuş. Hanife kurumsal iletişimi, Metin de mali müşavirliği bırakıp bu işe soyunmuşlar. Yeni mekânların çoğunun sahibi yüreğinin götürdüğü yere gidenlerden...

Karşıdaki komşular ise Cumbalı ile Kadraj isimli kafeler. Burada 2010 yılında 150 TL olan 15 metrekarelik dükkân kiraları; 2011’de 300, 2014’te 500 ve bu yıl 1.100 TL olmuş. Maalesef rant ülkenin her yerine hâkim!

Hazır kafelerin olduğu taraftayken, bir de Sümer Yerli Mallar dükkânına bakın. Sahibi Yakup Bey’in 1960’larda kurduğu dükkân o günkü haliyle kalmış. İçine girmek zaman makinesinde yolculuk gibi...

Saffet Emre Tonguç, 29 Ocak 2017, www.hurriyet.com.tr
DEVAMI